Ibrahimibicek

Archive for the ‘Ekonomi’ Category

facebook linki;https://www.facebook.com/events/247124708673926/

İstatistikler diyor ki ; Türkiye’de her iki kişiden birisi kendi işini kurmak istiyor.

Vee Dünya’daki Dış Ticaret rakamı trilyonlarca dolar.Pastadan pay almak istemez misin?

Peki ama nasıl?

Kendi işimi kuracam diyenler, hayalim tam da bu diyenler; bu eğitimi kaçırmayın.

**** Eğitimden kısaca başlıklar***

*Sıfırdan nasıl iş kurarsın ve prosedür kısımları nelerdir, nasıl aşarsın?
*Dış Ticaret nedir?
*Dış Ticaret’te iş alanları ve para kazanma yolları
*Yeni dünya düzeninde Dış Ticaret talebi
*İleri dış ticaret uygulamaları
*Dış Ticaret destekleri
*Devlet, KOBİ gibi yatırımcı desteklerine nasıl ulaşırsınız?
*İthalat-ihracat nasıl yapılır, mevzuatları nedir?
*Çin-Hindistan-Güney Amerika-Avustralya gibi yeni dış ticaret pazarlarına nasıl ulaşılır?

Vee aklınıza dahi gelemeyecek birçok detay , birçok bilgi bu eğitimde.

*Ayrıca eğitmenimiz tarafından eğitime gelen herkese işin bilinmeyen püf noktaları, gümrük bağlantıları gibi birçok konuda bilgi paylaşımı yapılacak ve dış ticaret düşünen arkadaşlara ya da yeni başlayanlara yardımcı olunacaktır.
*Hakan Akın tarafından verilen bu eğitimlere gelerek şu an dış ticaret yapan birçok kursiyer mevcuttur.
*Geçen sene ki eğitimimizde 400 civarında katılımcı gelmişti. Şimdiden elinizi çabuk tutun .

***** Eğitim için kayıt yapılması gerekmektedir ve kontenjan sınırlıdır****

*Eğitim ücretli ve 30 TL’dir.

*Eğitime katılan tüm arkadaşlara uluslararası geçerliliğe sahip ve seri numaralı ”2 adet İngilizce başarı sertifikası” verilecektir.

*Eğitim süresince firmamız tarafından çay/kahve molalarımız ve ikramlarımız da olacaktır.

******Ayrıca bir önceki gün olan Profesyonel İnsan Kaynakları Eğitimi’ne katılmak isteyen arkadaşlar iki eğitim için 60 lira yerine toplamda 50 lira vereceklerdir.******

Eğitim Bilgileri;

Yer : Adana Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası(SMMMO) Konferans Salonu
Açık adres: Güzelyalı Mahallesi 81093 sokak no:14 { Turgut Özal Bulvarı Gökkuşağı oyun merkezi arkası (150 metre içeride baraja karşı )}

Tarih :18.12.2011 Pazar
Saat :10.00-17.00

Kayıt ve ayrıntılı bilgi için;
İbrahim İBİCEK
Gsm : 0 538 376 05 37
e-mail : ibrahimibicek@gmail.com

Sosyal Medyada;
https://www.facebook.com/i.ibicek
https://ibrahimibicek.wordpress.com/
http://twitter.com/ibrahimibicek
http://friendfeed.com/ibrahimibicek

(Fortune Dergisi Temmuz 2011 sayısında yayınlanmıştır.)

Yunanistan büyük iflasın eşiğinde. Bırakın borçlarını ödemeyi yakın zamanda memur maaşlarını bile ödeyemeyecek. Eğer rakamlar ile konuşacak olursak Türkiye’nin bütçe açığı milli gelirin %4’ü iken Yunanistan’da bu oran %10.5. AB ülkelerinde bu sınır %6.Türkiye’de kamu borcu milli gelirin %42’si iken, bu rakam Yunanistan’da %143 civarlarında ve de AB ülkeleri için yine bu rakam %60 oranında.

Yunanistan Euro bölgesinde olduğu için kendi darphanesinde para basamıyor mecburen borç almak zorunda. Zaten şu an aldığı borçların faizlerini bile ödeyebilecek durumda değil. Aldığı yeni borçlar ile ya ülkedeki maaşları ödeyecek ya da önceki borçların faizlerini.

Krizler gerçekten de fırsat mıdır ya da şöyle soralım kriz ne ifade eder?

Bülent Arınç, ada devleti İzlanda’nın internette ilan verdiğini ve adayı satışa çıkardığını dile getirerek, ”Bir ülke kendi vatanını, toprağını satışa çıkarır mı? Yunanistan, ‘istediğiniz adaları alın satışa çıkardım, istediğiniz fabrikaları alın yok pahasına’ diyor. Türkiye’deki aklı başında insanlar bunları almaya başladılar. Biz iyi noktadayız” diye konuştu.

Görünen o ki bu kriz Yunanistan ve Euro Bölgesi için kötü şeyler ifade ediyor ve Avrupa Birliği’nin de ekonomi algısını sorguluyor. Peki Türkiye için nasıl bir fırsat biraz da onu değerlendirelim.

Yunanistan ile Kurtuluş Savaşı yıllarından kalan Kıbrıs Çıkarması ile devam eden ve en son olarak Kardak kıyılarından dolayı iyi ilişkilerimiz olmadı. 2000’li yıllardan sonra ilişkilerde kıpırdanmalar oldu. Özellikle de AKP Hükümeti ile birlikte komşu ülkeler ile gerçekleştirilen yakın ilişkiler, Kıbrıs da çözüm arayışları ve AB hedefleri doğrultusunda Yunanistan ile üst düzey görüşmeler ve ziyaretler yaşandı. Yunanistan AB hedefine açılan kapılardan birisi fakat şu an için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme gibi öncelikli bir hedefi gözükmüyor fakat ilişkiler yavaşta olsa ilerleyecektir. Ama daha da önemli bir konu var ki oda Yunanistan Türkiye’nin batıya açılan kapısıdır, Balkanlar’a uzanan bir dal olduğu da söylenebilir.

Krizin Yunanistan’ı süper iflasa sürüklemesi ve kredi notunun sürekli düşmesi bu ülkenin artık savunmasına ayırdığı bütçeyi erittiği gibi Megalo İdea gibi küresel hedeflerinden de uzaklaştırmıştır. Yunanistan’ın askeri savunma bütçesinde istemeyerekte olsa kısıntıya gitmesi Türkiye’nin de savunma bütçesini azaltmasına yansıyacak ve Ege’deki büyük tatbikatların da azalmasına sebep olacaktır. Unutulmamalıdır ki yapılan bu tatbikatlara büyük meblağlar ayrılmaktadır. Yunanistan artık Türkiye’nin rakibi olamaz ve bunun da farkındadır. Bu yüzden her yönden Türkiye ile yakın ilişkiler kurulmaya çalışması da bir gösterge olarak alınabilir. Özellikle turizm konusunda Yunanistan’ın ülkemizden büyük beklentisi vardır.

Türkiye bölgesindeki düşman komşuları ile sıfır sorun politikası sonucu artık dost olmuş ve sınırlarındaki savaş tehditlerini ülkeler bazında yok etmiştir. Böylelikle komşular arasında ticaret gelişmiş, sınır ekonomisi canlanmış ve komşular engeli aşılarak Kuzey Afrika, bir zamanlar unutulan Balkanlar ve batı tarafından her ne kadar Ortadoğu olarak tabir edilse de yanı başımızdaki Yakındoğu ve Arap Yarımadası yeniden dış politikada önemini kazanmıştır.

Yunanistan’ın buradaki önemi iki konuda ön plana çıkmaktadır. Birincisi Balkanlar’a açılan bir kapıdır ve Türkiye’nin Balkan politikalarında önemli bir etkendir. Diğeri ise Türkiye’nin planladığı enerji koridorunda batı köprüsünü belirleyecek hattın batıya uzanacak kısmında  stratejik bir konuma sahiptir.

Türki Cumhuriyetlerin çoğunda Türk yatırımcıları görürüz. Altyapı çalışmalarından havaalanı inşalarına , AVM’lerden okul yapımına kadar Türkiye’den iş adamlarının imzası vardır. Bir zamanlar Türkiye’de iş yapamamanın verdiği sıkıntılardan dolayı rotalarını Türki Cumhuriyetlerine yönlendiren firmalar büyümüş ve de bulundukları bölgenin en önemli kuruluşlarından olmayı başarmışlardır. Her yerde onların imzasına rastlamak mümkündür. Aynı cümleleri her ne kadar Arap Baharı ile dalgalansa da Kuzey Afrika ve Körfez İslam ülkeleri için de söyleyebiliriz. Fakat bir zamanlar toprağımız olan ve hem din hem de ırk olarak bağlarımız olan Balkanlar’da bunu  çok göremeyiz. En büyük sebeplerinden birisi de Balkanlar’da süren uzun savaşlar ve de bu coğrafyadan uzak kalınması, balkanlara yönelik stratejiler geliştirilememesi ve de Yunanistan’ın tutumu olarak sayabiliriz.

Bosna savaşında bile savaş uçaklarımızın oraya kadar gidebildikten sonra ancak birkaç dakika daha havada kalacak kadar yakıta sahip olabilmeleri dış politikamızın sınırlarını anlatmaya yetecektir sanırım. Türkiye sınırın öte tarafı için bir dış politika geliştirmediği ve hep kendi sınırlarına hapsolduğu için yakın geçmişimizde çoğu olaylara istediği şekilde müdahil olamamıştır.

Artık  2000 ‘li yıllarla birlikte farklı dış politika geliştiren Türkiye elbette ki Yunanistan ile düşman olarak kalamazdı ve yeniden dost-düşman algısı değişti yeni dış politika benimsendi. Bu doğrultuda Yunanistan ile ilişkilerimizi daha da artırarak Türki Cumhuriyetlerde Körfez ülkelerinde yaptığımız yatırımların aynısı Balkanlar’ a da yapabilmenin gayreti içerisinde olmalıyız. Bu konuda Yunanistan’ın durumu göz önüne alındığında ses çıkarabileceği düşünülemez ama kriz eşiğinde olan Yunanistan’a da zeytin dalı uzatılacaktır. Burada belki de en önemli faktör Türkiye’de yeni yeni oluşan Anadolu insanın gezi merakı diyebiliriz. Yunanistan kıyılarına yönelik oluşturulacak turlar ve kapsamlı bir proje ile Yunanistan Türkiye’den gelecek turistlerle belli mevsimlerde rahatlayabilir. Buna Türkiye üzerinden gelebilecek İslam ülkelerindeki turistleri de katarsak sayı sürekli artış sağlayacaktır. Ama kesinlikle Balkanlar üzerindeki yatırımlarımız hızlanmalı, yardımlarımız artmalı ve sürekli diyalog içerisinde olmalıyız.

Enerji hatlarının batıya taşınması konusunda ise yine elimiz Yunanistan’ın yaşadığı bu kriz ile güçlenmiştir. Geçişlerden kendisine ayrılacak belli bir ücrete hayır diyebilecek durumda olamayan Yunanistan çok fazla zorluk çıkarmayacaktır. Böylelikle Türkiye’nin oluşturmaya çalıştığı büyük puzzle‘daki Balkanlar’ın şekli de belirlenmeye başlamış olacaktır. Büyük Türkiye hedefleri doğrultusunda Balkanlar’ın olmadığı bir proje düşünülemez ve sınırların kalktığı bir dünyada globalliğin gereği olarak kendi yakın ilişkilerimizin olduğu ülkeler ile ilişkilerimizi yeniden güçlendirerek coğrafyamızda hakim pozisyonumuz ve bundan sonra yaşanacak süreçlerdeki müdahil durumumuz da bir o kadar güçlenecektir.

Ege Denizi’ndeki irili ufaklı 2000 civarında ki adanın durumu ise tam bir muamma olacaktır. Acı bir hatıra olarak aklımızdan bir türlü çıkamayan bu adalar yakın tarihte yeniden Türkiye’nin siyasetinde yerini alacaktır. Çünkü Yunanistan’ın bu krizi atlatması sadece özelleştirmeler ile ya da dışarıdan borçlanma ile mümkün olamayacaktır. Borçların tahsili için adaların satışı ya da borç alınan ülkelere ipoteği söz konusu olduğunda Türkiye’yi Ege Denizi’nde bir hayli sorun bekliyor olacaktır. Elbette ki ülkemiz de Ege’deki adalar konusunda bir an önce strateji geliştirmeli, Ege Denizi’ndeki turizm, dolaşım ve de olası petrol-doğalgaz çıkarılmasında elini güçlendirecek hamleler atmalıdır.

Dünyada atlatılamamış kriz yoktur, iyi ya da kötü bir şekilde atlatılmıştır. Burada önemli olan kriz sonrası ortaya çıkacak olan yeni dengeler ve güneş doğduğunda kimin erken kalkıp yola koyulduğudur.

İbrahim İBİCEK

Çukurova Makine Mühendisliği Öğrencisi

Kaynakça

Davutoğlu Ahmet, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslar arası Konumu , Küre Yayınları, İstanbul ,2001

http://www.tobb.org.tr

http://www.mfa.gov.tr

http://www.nbg.gr/

http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-5660/nbg-ahtapot-gibi.html

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/06/09/arinc-yunanistani-satin-almaya-basladik

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ile-yunanistan-arasindaki-ticari-ve-ekonomik-iliskiler.tr.mfa

http://www.dunyahaber.com/ekonomi/turkiye-yunanistan-arasinda-turizm-isbirligi.htm

http://turkiyeyolu.com/haberler/25-manset-haber/583-yunanistanin-umudu-istanbul-

http://www.grtrnews.com/tr/publish/cat_index_21.s.html

 

 

 

 

 

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Bu sözleri söylemişti Mustafa Kemal Atatürk. Bu sözlerle aslında 1920’li yıllardan itibaren devletin kuruluş yıllarında ve temellerinde hedefin de altını çizmişti.

Tarih 2023, Ekim 20. Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı CNN International’da cumhuriyetin 100.yılında ekonomik istikrarı ve başarıları, ekonomik geçmişi anlatırken altyazılar da bir o kadar dikkat çekmişti.

-IMF Başkanı Ahmet Yılmaz Libya’nın ekonomik kalkınma programını başarıyla yürüttüğünü söyledi.

-Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Şeref  Topçuoğlu Türkiye şirketlerinin Çin’deki Pazar payının %8’e çıkmasının, Türkiye-Çin hattındaki her metrekareyi hareketlendirdiğini söyledi.

-Kuruluşunun 100.yıl hazırlıklarını yapan Türkiye hükümetinin 500 milyar $ olan ihracat hedefi şimdiden yakalandı.

-İstanbul’da yılın ilk 6 ayında ki turist sayısının 20 milyon olduğu açıklandı.

Bunları hayal olarak görebilirsiniz gayette normaldir, 1994 yılında İstanbul’un bir gün çılgın projelere ev sahipliği yapacağını ya da o tarihlerde kanal İstanbul’u duyduğumuzda hadi canım diyebileceğimize şaşırmamamız lazım. Çünkü inanacaklarımız hayallerimizin ötesine geçerse saçma olarak gelir.

Fatih Sultan Mehmet ‘in  ‘’ bizim yaptıklarımıza onların hayalleri bile yetişemez’’ sözü gayet manidardır. İstanbul’un fethi ve fethinde gösterilen üstün başarı sözün boş olmadığının da bir göstergesidir. Tarihimizi de incelediğimiz zaman bu üstün başarıları Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın uçlarına kadar görmemiz mümkündür. Mete Han ile Asya Hun Devleti, Attila ile Avrupa Hun Devleti, Göktürkler, Selçuklu Devletleri ve Osmanlı Devleti hedefleri doğrultusunda var olmuştur ve varlığını sürdürmüştür. Devletlerimiz için yaşam felsefesi aynı zamanda vizyon meselesi olurken bir anlık dahi olsa tavizin ya da vazgeçişin getirdiği yıkıntıları Osmanlı’da en acı şekilde görmek mümkündür.

Elbette ki devletin kuruluşu ve temellerindeki harç önemlidir. Osmanlı Devleti kuruluşunda çok sıkıntılar çekmiştir. Osman Gazi’nin ve de Orhan Gazi’nin yaptıkları ve Şeyh Edabali’nin devlet ile alakalı kuruluş ve yaşam felsefesi Osmanlı’nın geleceğini inşa etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti savaş döneminde küllerinden doğarak kurulmuştur. Yaşananlar ve çekilen acılar bellidir. Vizyon ve hedefler doğrultusunda zamanın da gerektirdiği şartlar ile temelde değişiklik yapılmadan en güncel değişiklikler devletin tüm mekanizmalarında zaruretle yapılmalıdır. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hazırlayan unsurlardan belki de en önemlisi değişen dünya şartlarına entegre olamamaktı.

2023 yılında yüzüncü yıl hedefleri yaptığımız şu günlerde atacağımız adımları da ince eleyip sık düşünerek atmamız lazım. Ekonomik, askeri, siyasi ve de teknolojik hedeflerimizi belirlerken bulunduğumuz bölgenin hata kabul etmediğini, iç ve dış meselelerimizdeki sorunları aynı anda çözmeye çalışan ve emin adımlarla ilerleyen ülkemizin sadece 2023 hedefleri için değil aynı zamanda Amerika, Rusya ve Çin gibi önde giden ülkeler ile yarışta geri kalmaması için var gücü ile çalışması deyim yerindeyse koşması gerekmektedir.

Yıllarca dış meselelerine kendi içerisindeki sıkıntılar ve komşu ülkeler ile olan problemlerinden dolayı uzak kalan Türkiye, bir zamanlar mirasçısı Osmanlı Devleti sınırları içerisinde olan ülkelerin meselelerine dahi yabancı ülkeler tarafından müdahil alınmamıştır. Öyle ki gün gelmiş kendi içerisindeki problemlerin çözümünde dahi sınıfta kalmıştır.

Peki 2023’e giderken ne yapacağız, vizyonumuz ne olacak, hedeflerimiz ne olacak ve planlarımız hayata nasıl geçecek?

Öncelikli olarak yeni dünyaya artık eski ve dayatmacı bir anayasa ile devam edilemez. Özellikle de halka temsil hakkı vermeyen, halkın yanında olmayan , kesin hükümler içermek yerine yoruma açık ve çağın gerisinde kalmış sürekli ortamı geren ve gidişatı kilitleyen bir anayasa 2023 vizyonu içerisindeki en büyük engeldir. Yapılacak olan anayasa yeni dünya sistemine entegre olacak şekilde halkın tüm kesimlerini kucaklayan ve halkın yanında olan devletin istikbalini ve güvenliğini kesin hükümler ile garanti altına alarak akıllarda şüphe uyandırmayacak şekilde tasarlanmalıdır. Temsil hakkının belli bir odak tarafından alınıp halka iade edilmesi Büyük Türkiye’nin önünü açacağı gibi bu temsile aracılık yapan kişiler yahut gruplar da tarihe geçecektir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana şartlar sebebi ile Osmanlı sınırlarından çekilen devlet aynı zamanda bu bölgelere yönelik politika bile geliştirmemiştir. Savaştan yeni çıkılmış olması ve İngiltere ile Fransa’nın tepkisini çekmemek adına Türkiye tamamen kendi sınırları içerisinde kalmış ve devletin yeniden dizaynı üzerine çalışmıştır. Yurtta sulh dünyada sulh sözü ile de Türkiye’nin savaş istemediği tüm dünyaya gösterilmiştir. Yeni kurulan devletin yavaş yavaş sistemi oturtması ile bölge ülkerel arasında paktlar kurulmuş ve ilişkiler yeniden geliştirilmeye başlanmıştır. Ne yazık ki Atatürk’ün vefatından sonra dış politika büyük adımlar atılmamış maalesef önüne fırsatlar gelmesine rağmen Türkiye bu durumu değerlendirememiştir. İkinci dünya savaşında sonra 12 adalar ve Rodos’un durumu Almanya tarafından dönemin Türk hükümetine teklif edilmiş fakat maalesef ki bu teklif ile ilgilenilmemiştir. Bugün 12 adalar yüzünde Türkiye’nin Ege denizinde yaşadığı sıkıntılar ortadadır ve bu maalesef ki bu vahim hata sadece vizyoner olmamak ile de açıklanamaz. Tamamen dış politika konusunda satranç oynamak yerine geleceğine zar sallayan bir ülke olmak bu zamana kadar Türkiye’nin sürekli masa başında kaybetmesine sebep olmuştur.

Devletlerin en az 50 yıllık , tarihe damga vurmuş büyük milleti olan büyük devletlerin ise en az 100 yıllık gelecek planları olmalıdır. Altı yaşındaki bir çocuğu düşünün ve daha okul hayatına yeni adım atıyor. Ailesinin planları çocuğunun üniversiteyi kazanmasıdır ve bunun için daha önünde 12 senelik bir kulvar vardır. Elbette ki daha sonrasında her ailede olduğu gibi çocuklarını evlendirip torun sahibi olma hevesi ağır basar. Bu çocuk akil çağa gelipte gelecek planları kurmaya başladığında ise ömrünü dizayn eder. Düşünün ki daha 6 yaşındaki bir çocuk bile üniversite hesapları yaparken en azından 12 yılını hesaplarken geçmiş hükümetler devletin kurtuluş reçetesini 5 yıllık kalkınma planlarına bağlamış ve bu süreyi de sadece tartışmak ile geçirmiştir.Bir insan bile hayatında plan yaparken en az 10 yıla değecek adımlar atarken maalesef ki bizim hükümetlerimiz 5 yılda kalmıştır.Bu nedenle de hep kısır döngüler yaşanmış darbeler olmuş ardından develüasyonlar ve dış politika da inanılmaz hatalar.

Türkiye’nin belki de en bariz 3 hatası asla görülememiştir. Bunlardan ilki ilkokul çağlarından itibaren dayatılan satrançta piyon olmayın vezir olun kral olun laflarıydı. Tartışma programları dahi bunlar üzerinde gider birileri vezir olmaktan kral olmaktan bahsederken başkaları ise Türkiye’nin bölgede vezir yada kral olamayacağını piyonluktan ileri gidemeyeceğini at yada belki kale olabileceğini söyleyip dururlardı. Kral yahut asker ne fark eder , her ikisi de piyon değil midir? Ben ise bunlara kızar ve güler geçerdim. Ülkeme asla piyonluğu layık görmez, biz satranç tahtasını dizen oyun kuran , oyunu oynayan ülke olmalıyız derdim.

Diğer hatalardan birisi ise Türkiye’nin Asya ve Afrika arasında köprü görevi görmesi söylemidir ki kızdığım nokta da yine bu söylem ile gurur duyulmasıdır. Köprü demek sadace transit geçiş olmak demektir ve bunu asla kabul edemeyiz. Türkiye, Asya-Avrupa-Afrika arasındaki merkez ülkesidir ve Balkanların, Kafkasların, Körfezin en yetkin sözcüsü olmalıdır, bu potansiyel değerlendirilmelidir.

Hataların üçüncüsü ve en dramatiği ise her sene geleneksel olan ve aslında bize yapılmış olan sözde bir Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı konusundaki kıvranışlarımızdır. Büyük felaket ya da büyük trajedi olarak bizzat ABD başkanları tarafından izah edilen ve son anda senatodan geçmesine engel olunan bu kanun üzerinde ne yazık ki bu köklü tarihe sahip ülkemiz yıllarca ‘’soykırım denilmedi, trajedi büyük felaket olarak atlatıldı’’ gibi sözler ile dış politikada zafer kazanılmış edası oluşturup sevinç gösterilerinde bulundu. Ne yazık ki ‘’siz bu sözleri nasıl sarfedersiniz’’ denilip keskin bir tavır takınılmadı ve karşı harekatlar hep cılız kaldı.

Aslında sorunların hepsinde de sınırlara hapsedilmişlik yatıyordu. Misak-ı Milli sınırları için hep yumuşak karnımız deriz ve bu sınırların savunulmasına yönelik konuşur politika geliştiririz. Ufkumuz sadece bu sınırlara kadardı ve sınırın ötesini hiç düşünmedik. Çünkü bizi bu sınırlara hapsedip öyle bir korkuttular ki biz de kandık ötesine geçmeye cesaret edemedik ya da ne zaman başımızı kaldırsak bir şekilde sırtımızdan hançerlendik ya da ayağımız kaydı düştük. Bunun en acı örneği Bosna’dır. O kıyımda müdahale edemediğimiz gibi tüm dünyanın ikiyüzlülüğü önünde de şahit olduk seyirci kaldık. Savaş açmaya kalkışsak denizleri nasıl geçeceğiz ya da jetlerimizi göndersek o zaman ki sınırlara hapsedilmişlik ile savaş uçaklarımızı Bosna’ya kadar gider havada 2-3 dakika kalır sonra da yakıtı bitince patır patır düşerdi. İşte vizyoner olamamak ya da büyük devlet olamamak. Amerika bugün dünyanın tek süper gücüdür çünkü 24 saat içerisinde dünyanın her yerine askeri operasyon düzenleyebilecek sisteme sahip ve ekonomisi ile de bunu yönlendirebilecek konumu var.

Vizyoner olmak demek kağıt üzerinde dünyanın bir numarası olmak demek değildir. Yavaş fakat emin adımlarla hedefe doğru ilerlemektir. Ekonomik anlamda tam bağımsız olarak, gereken Ar-Ge yatırımlarına yapıp teşvikleri artırarak içerde tüm sorunları aşıp dışarıda da saygınlığımız ile anılarak ve kendi askeri sanayimizi kurarak milli yazılımlar geliştirerek, sanat-spor ve kültürel branşlarda gerekli yatırımları yapıp engelleri kaldırıp insanlarımızın önünü açarak ve asla pes etmeden yılmadan çalışarak vizyon kazanabiliriz.

Amerika’yı incelediğimizden büyük ekonomik güç, en büyük askeri güç ama şu da unutulmamalıdır ki olimpiyatlarda en fazla madalyaya sahip ülkedir  ve de en kaliteli üniversitelere sahiptir, özgürlükler ülkesidir ve sıfırdan gelerek ülkenin en zengini ya da en yetkili ismi olabileceğiniz en fazla turist çeken ve tüm firmalar için ilgi çeken ve pazar payında adeta savaş verilen hakim ülkedir. Amerika’nın ardından Çin’in gelmesini de bu özellikler ile mukayese edersek anlamlaşdırabiliriz.

Beş yıllık kalkınma planlarından yüzüncü yıl hedefine doğru giderken en çok ihtiyacımız olan şeyin diyalog ve hoşgörü olduğunu unutmadan yolda devam etmeliyiz.2023’e gelirken bu hedeflerden sonra tek gaye artık ülkeyi her anlamda dünyanın bir numarası yapmak ve de tüm dünyaya huzuru inşa etmek üzerine olacaktır , çünkü bu tarih sahnesinde kurulan tüm devletler için kuruluş felsefedir ve aradan sıyrılarak bayrağı taşımanın  var olma, mücadelesinin en yegane şartıdır.

Bu ülke hedeflerine emin adımlarla giderken yıllarca çiğnenen bu yüce milletin vicdanı bu uğurda canı cananı düşünmeden yola çıkan hizmet neferlerine meşale gibi yanacak yol gösterecek, gerektiğinde set olacak koruyacak , gece karanlıklarında kan emicilere yıldırım gibi düşecek geceyi gündüz edecek, aydınlatacak ama nefere karşı etrafında kalkan olan bu halk  asilere set çekip asla geçiş vermeyecektir.

(Fortune Dergisi Eylül 2010 sayısında yayınlanmıştır.)

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu 2006 yılında içerisinde başbakanlığa yaptığı ziyaret çerçevesinde İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması ile ilgili düşüncelerini sunduklarında aslında Sayın Başbakan’ın da İstanbul’un sadece ülke için değil bölge için de çok önemli sosyal, ekonomik ve kültürel bir merkez olduğunu zaten finansal bir merkez gibi kabul edildiğini belirtmesi ve bu konuda ki düşüncelerinde birliğin aktif görev üstlenmesini istemesi devletin de bu konudaki yaklaşımlarının ve hassasiyetlerinin göstergesidir. (Bankacılar Dergisi, Sayı 63,2007)

Dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekrem, İstanbul Finans Merkezi Projesi’nin vizyonunun, ilk aşamada bölgesel, ikinci aşamada ise küresel bir finans merkezi haline gelmek olduğunu belirtirken, “Bizim düşündüğümüz ilk 10 yıl içinde bölgesel, 30 yıl içinde de küresel bir finans merkezi olmaktır.’’ açıklaması ile İFM’nin vizyonunu da ortaya koyuyordu.

Peki uluslararası finans merkezi nedir, nasıl olunur ya da en önemlisi İstanbul nasıl bir finans merkezi olmalıdır? Elbette ki sadece bir cümle ile açıklayamayız bunları ama dünyadaki var olan finans merkezlerine baktığımızda her biri farklı özellikleri ile ön plana çıkıyor. Ön planda olan New York, Londra,  Tokyo, Singapur ve ön plana çıkan Moskova, Madrid, İsrail’i sayabiliriz. Ekonomik kriz sonrası Amerika ve Avrupa’daki mevcut durum dikkate alındığında artık yeni dönemde Londra ve New York’un yerine gözlerin Hong-Kong ve Singapur’da olacağını düşünürsek Londra-Hong Kong-Singapur hattında yeni bir finansal merkeze ihtiyaç olacaktır.

Londra-Singapur-Hong Kong hattı içerisinde İstanbul’a rakip olabilecek merkezleri Moskova,  İsrail ve Dubai olarak belirleyebiliriz. Bu hatta attığı adımlar ile Madrid’i de ekleyebilirdik fakat ekonomik kriz sonrası Yunanistan’dan sonra iflas edebilecek ülkeler listesinde Portekiz ile birlikte ilk sırada gelen İspanya’yı düşündüğümüz zaman Madrid’in yatırımcılar için cazip gelmeyeceği aşikâr bir durumdur.

Moskova’nın ön plana çıkmasının temellerinde de aslında bu sebebi, ekonomik kriz sonrası Londra-Hong Kong-Singapur hattında yeni arayışlar arama düşüncesini de sayabiliriz.2009 yılında Başbakan Vladimir Putin, 2010-2015’de altyapı için harcanmak üzere 550 Milyar$ için meclis onayı istemişti. Kremlin 2020’ye kadar bu miktarın en az 2 katını harcamayı planlamaktadır. Moskova her ne kadar Rusya’nın dünya üzerinde doğalgaz ve petrol üzerindeki hakimiyeti, her geçen gün büyüyen ekonomisi ve iş potansiyeli ile ön plana çıksa da Dünya Bankası’nın Rusya’yı iş yapılması en kolay 120. ülke olarak göstermesi, dünyanın en pahalı şehri olması(Mercer Uluslararası Hayat Pahalılığı Endeksi 2009 ),devletin serbest piyasa üzerindeki baskısı ve egemenliği, yolsuzluklar ve rüşvet ile ön plana çıkmış imajı, ulaşım altyapısının vasat seviyelerde olması, büyük şehirlerdeki suç oranının yüksek olması ve Rus Hükümeti’nin verdiği taahhütleri yerine getirmekte geç kalması ya da adım atmaması gibi nedenleri saydığımızda İstanbul’a göre geri planda kalabilme olasılığını taşıyordur.

İsrail ise her ne kadar Dubai’nin gerileyen pozisyonunda ön plana çıkma arayışları içerisinde olsa da uyguladığı politikalar, savaşçı yahut kavgacı yaklaşımları ve coğrafi konumu itibari komşuları ile arasındaki problemler sebebi, kısa vadede İstanbul’a rakip olabilecek durumda değildir.

Dubai’nin özellikle son kriz döneminden sonra uluslararası finans merkezi olma ihtimalini yitirdiğini ve buna İran Krizi’ndeki ambargoların getirdiği karmaşıklığı da eklersek İsrail’in bölgede bunu iyi değerlendirip yakın bir zamanda ön plana çıkacak hareketlerde bulunmasını beklemek sürpriz olmayacaktır. Böylelikle bölgede iki rakibin olması İstanbul içinde bir avantaj olacaktır.

İstanbul için en iyi iki örnek bu hattın iki ucundaki Londra ile Singapur olacaktır. Var olan dinamikleri iyi okumak ve bu iki finans merkezinin açıklarını, eksikliklerini ve karşılanamayan beklentilerini belirlemek İstanbul Finans Merkezi’nin daha da sağlam adım atmasını sağlayacaktır.

Londra dünyanın bankacılık merkezi ve Avrupa’nın ana iş merkezi olarak tanıtılmaktadır. İngiltere Avrupa’nın en büyük menkul kıymetler borsasıdır ve en büyük sigortacılık sektörü de bu ülkededir. Londra’yı öne çıkaran diğer etkenler uluslar arası bir emtia, türev ürünleri, döviz merkezi olmakla birlikte Hedge fonlarda da küresel konumda olmasıdır.  Uluslararası görüntüsü ve açıklığı, çok iyi ulaşım ve iletişim ağı,  Dünya Bankası’na göre İngiltere’nin en kolay iş yapılan 6.ülke olması, düzenleyici rejimi nitelikli iş gücü konuları ile rakiplerinden sıyrılırken, uygulanan vergi rejimi, ofis maliyetleri ve hayat pahalılığı ile liderlik pozisyonunda tehlike oluşturmaktadır. Lioyd’s sigorta, Omega Underwriting ve Hiscox iki yıl öncesinde yüksek vergilerden dolayı merkezlerini taşımışlardı. Ekim 2006’de HSCB, merkezini Londra’dan taşımaları durumunda yılda 750 Milyon $ tasarruf edeceklerini bildirmişti.

Singapur dünyadaki dördüncü büyük kambiyo işlem merkezi ve Asya Pasifik’in varlık yönetim merkezidir. Eğitim sisteminin kaliteli olması, nüfusun çoğunluğunun birden fazla yabancı dil bilmesi, istihdam da yabancılara da büyük oranda yer verilmesi yabancı firmaları buraya çeken en önemli sebeplerden sayılabilir. Sosyal konforun sağlanması, ulaşım ve iletişim kolaylığı, devlet müdahalesinin ve yolsuzluğun bulunmadığı, hayat şartlarının Londra’ya oranla daha kolay olması da Singapur’u öne çıkaran diğer etkenler olarak sayabiliriz. İstanbul ile karşılaştıracak olursak en önemlisi belki de kurumlar vergisi oranlarının daha rekabetçi olması ve finans sektöründeki vergi teşviklerinin yatırımcılara cazip gelmesidir.

İstanbul Finans Merkezi’nin var olan ve gelişmekte olan diğer finans merkezlerinden farklı olması ve bu farkını tüm piyasalara gerçekçi bir şekilde yansıtması gerekmektedir.

İstanbul’un var olan durumunu düşündüğümüzde nitelikli iş gücü alanında değerlendirme yapacak olursak, Türkiye’deki genç nüfusun çoğunluğu ve eğitim düzeyinin sürekli artması, rekabetçi bir ortamın oluşması ve bu durumun iş ve finans çevresine olumlu yansıması İstanbul’u diğer rakiplerine göre ön plana çıkarmaktadır. İmaj konusuna geldiğimizde ise turizmde parlayan yıldızı ve son zamanlarda THY’nin açılımları ile ismini duyurmasının yanında Amerika’da başlayıp tüm dünyaya yayılan ekonomik kriz sonrası tüm iş ve finans çevrelerinin bankacılık konusunda Türkiye’ye övgü dolu sözler söylemesi ve Amerika’nın da Türkiye’deki bankacılık sistemini incelemeye alması, İstanbul’un finans imajına da son zamanlarda katkı yapmaya başlamıştır. Fakat bunların yanında halen Türkiye’deki yasal sistemin finans merkezinin önünü açacak ve yatırımcıların hukuki haklarını garanti altına alacak gerekli değişikliklerin yapılmamış olması bu konuda ki bekleyişleri artırmaktadır.

Türkiye’nin son 5 yıldır bölgede ön plana çıkması, komşuları ile iyi ilişkiler gerçekleştirmesi, İslam coğrafyasına yeniden uzanması, Kafkaslar Ortadoğu Türki Cumhuriyetleri ve Balkanlar ile ilişkilerini geliştirmesi de Türkiye’nin dünyada popülaritesini artıran diğer konulardır. Kısaca Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasındaki özel konumu sadece köprü görevi görme pozisyonunda kalmamalı ve bu üç bölgenin de merkezi olma konumu ön plana çıkarılarak İstanbul’un sadece bölgesel değil küresel finans merkezi olma projesinde daha derinden işlenmelidir.

İstanbul kalabalık nüfusuna karşın diğer finans merkezleri ile karşılaştırıldığında ulaşım ve iletişim kolaylığında da ön plandadır. Özellikle finans merkezi projesinin Anadolu yakasındaki Batı Ataşehir’de gerçekleştirilecek olması, Sabiha Gökçen Havaalanı’nın yakınlığı ve yeraltı treni projesinin bu yöne doğru gerçekleştirilecek olması da İstanbul’u ulaşım konularında en rahat finans merkezi olmaya taşıyacaktır. İFM özellikle ulaşım, altyapı ve ucuzluk konularında diğer finans merkezlerinden öne çıkacaktır.

İstanbul’un Finans Merkezi olma projesi artık yürürlüğe girmesi ile birlikte bundan sonraki süreç adımların hızlı bir şekilde atılmasıdır. Devletin serbest piyasadaki hâkimiyetini çekmesi, finans merkezinin ihtiyacını karşılayacak gerekli yasal düzenlemeleri yapması, vergi konusunda özellikle de Londra ve Singapur finans merkezlerini inceleyerek gerekli önlemleri alması ve bunların hepsini İstanbul’a yansıtması, Türkiye’deki bankaların da artık büyüme ve yurtdışına açılma konularında daha cesur ve atik davranmaları gerekmektedir. Türkiye ekonomik kriz sonrası kapitalizmin yara almasını, sistemin değişmeye başlamasını ve oluşan piyasada değişen dengeleri çok iyi okumalıdır. Yenidünya düzeninde eğer doğru adımlar atılırsa Londra, New York, Singapur ile birlikte İstanbul’da dünyanın en büyük finans merkezlerinden birisi olacaktır.

İbrahim İBİCEK

Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğrencisi

Kaynakça

ÖZİNCE Ersin, TBB Başkanlığı, Bankacılar Dergisi, Sayı 63, 2007

ÖZİNCE Ersin, Finansal Sektör – Uluslararası Gelişmeler ve Türkiye Deneyimi

AYSAN Dr. Mustafa A.  Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına Ulusal Uyum: Türkiye Örneği

www.bddk.org.tr

http://www.london.gov.uk

www.byegm.gov.tr

http://www.cmb.gov.tr

www.tbb.org.tr

http://www.cnnturk.com/2009/ekonomi/genel/02/04/istanbul.finans.merkezi.olma.yolunda/511899.0/index.html

http://www.zaman.com.tr/dizi.do?dizino=31

Yayınlanma ; Eylül 2010 Fortune Dergisi


Twitter

Ağustos 2020
P S Ç P C C P
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31