Ibrahimibicek

Archive for the ‘Türkiye’ Category

(Fortune Dergisi Temmuz 2011 sayısında yayınlanmıştır.)

Yunanistan büyük iflasın eşiğinde. Bırakın borçlarını ödemeyi yakın zamanda memur maaşlarını bile ödeyemeyecek. Eğer rakamlar ile konuşacak olursak Türkiye’nin bütçe açığı milli gelirin %4’ü iken Yunanistan’da bu oran %10.5. AB ülkelerinde bu sınır %6.Türkiye’de kamu borcu milli gelirin %42’si iken, bu rakam Yunanistan’da %143 civarlarında ve de AB ülkeleri için yine bu rakam %60 oranında.

Yunanistan Euro bölgesinde olduğu için kendi darphanesinde para basamıyor mecburen borç almak zorunda. Zaten şu an aldığı borçların faizlerini bile ödeyebilecek durumda değil. Aldığı yeni borçlar ile ya ülkedeki maaşları ödeyecek ya da önceki borçların faizlerini.

Krizler gerçekten de fırsat mıdır ya da şöyle soralım kriz ne ifade eder?

Bülent Arınç, ada devleti İzlanda’nın internette ilan verdiğini ve adayı satışa çıkardığını dile getirerek, ”Bir ülke kendi vatanını, toprağını satışa çıkarır mı? Yunanistan, ‘istediğiniz adaları alın satışa çıkardım, istediğiniz fabrikaları alın yok pahasına’ diyor. Türkiye’deki aklı başında insanlar bunları almaya başladılar. Biz iyi noktadayız” diye konuştu.

Görünen o ki bu kriz Yunanistan ve Euro Bölgesi için kötü şeyler ifade ediyor ve Avrupa Birliği’nin de ekonomi algısını sorguluyor. Peki Türkiye için nasıl bir fırsat biraz da onu değerlendirelim.

Yunanistan ile Kurtuluş Savaşı yıllarından kalan Kıbrıs Çıkarması ile devam eden ve en son olarak Kardak kıyılarından dolayı iyi ilişkilerimiz olmadı. 2000’li yıllardan sonra ilişkilerde kıpırdanmalar oldu. Özellikle de AKP Hükümeti ile birlikte komşu ülkeler ile gerçekleştirilen yakın ilişkiler, Kıbrıs da çözüm arayışları ve AB hedefleri doğrultusunda Yunanistan ile üst düzey görüşmeler ve ziyaretler yaşandı. Yunanistan AB hedefine açılan kapılardan birisi fakat şu an için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme gibi öncelikli bir hedefi gözükmüyor fakat ilişkiler yavaşta olsa ilerleyecektir. Ama daha da önemli bir konu var ki oda Yunanistan Türkiye’nin batıya açılan kapısıdır, Balkanlar’a uzanan bir dal olduğu da söylenebilir.

Krizin Yunanistan’ı süper iflasa sürüklemesi ve kredi notunun sürekli düşmesi bu ülkenin artık savunmasına ayırdığı bütçeyi erittiği gibi Megalo İdea gibi küresel hedeflerinden de uzaklaştırmıştır. Yunanistan’ın askeri savunma bütçesinde istemeyerekte olsa kısıntıya gitmesi Türkiye’nin de savunma bütçesini azaltmasına yansıyacak ve Ege’deki büyük tatbikatların da azalmasına sebep olacaktır. Unutulmamalıdır ki yapılan bu tatbikatlara büyük meblağlar ayrılmaktadır. Yunanistan artık Türkiye’nin rakibi olamaz ve bunun da farkındadır. Bu yüzden her yönden Türkiye ile yakın ilişkiler kurulmaya çalışması da bir gösterge olarak alınabilir. Özellikle turizm konusunda Yunanistan’ın ülkemizden büyük beklentisi vardır.

Türkiye bölgesindeki düşman komşuları ile sıfır sorun politikası sonucu artık dost olmuş ve sınırlarındaki savaş tehditlerini ülkeler bazında yok etmiştir. Böylelikle komşular arasında ticaret gelişmiş, sınır ekonomisi canlanmış ve komşular engeli aşılarak Kuzey Afrika, bir zamanlar unutulan Balkanlar ve batı tarafından her ne kadar Ortadoğu olarak tabir edilse de yanı başımızdaki Yakındoğu ve Arap Yarımadası yeniden dış politikada önemini kazanmıştır.

Yunanistan’ın buradaki önemi iki konuda ön plana çıkmaktadır. Birincisi Balkanlar’a açılan bir kapıdır ve Türkiye’nin Balkan politikalarında önemli bir etkendir. Diğeri ise Türkiye’nin planladığı enerji koridorunda batı köprüsünü belirleyecek hattın batıya uzanacak kısmında  stratejik bir konuma sahiptir.

Türki Cumhuriyetlerin çoğunda Türk yatırımcıları görürüz. Altyapı çalışmalarından havaalanı inşalarına , AVM’lerden okul yapımına kadar Türkiye’den iş adamlarının imzası vardır. Bir zamanlar Türkiye’de iş yapamamanın verdiği sıkıntılardan dolayı rotalarını Türki Cumhuriyetlerine yönlendiren firmalar büyümüş ve de bulundukları bölgenin en önemli kuruluşlarından olmayı başarmışlardır. Her yerde onların imzasına rastlamak mümkündür. Aynı cümleleri her ne kadar Arap Baharı ile dalgalansa da Kuzey Afrika ve Körfez İslam ülkeleri için de söyleyebiliriz. Fakat bir zamanlar toprağımız olan ve hem din hem de ırk olarak bağlarımız olan Balkanlar’da bunu  çok göremeyiz. En büyük sebeplerinden birisi de Balkanlar’da süren uzun savaşlar ve de bu coğrafyadan uzak kalınması, balkanlara yönelik stratejiler geliştirilememesi ve de Yunanistan’ın tutumu olarak sayabiliriz.

Bosna savaşında bile savaş uçaklarımızın oraya kadar gidebildikten sonra ancak birkaç dakika daha havada kalacak kadar yakıta sahip olabilmeleri dış politikamızın sınırlarını anlatmaya yetecektir sanırım. Türkiye sınırın öte tarafı için bir dış politika geliştirmediği ve hep kendi sınırlarına hapsolduğu için yakın geçmişimizde çoğu olaylara istediği şekilde müdahil olamamıştır.

Artık  2000 ‘li yıllarla birlikte farklı dış politika geliştiren Türkiye elbette ki Yunanistan ile düşman olarak kalamazdı ve yeniden dost-düşman algısı değişti yeni dış politika benimsendi. Bu doğrultuda Yunanistan ile ilişkilerimizi daha da artırarak Türki Cumhuriyetlerde Körfez ülkelerinde yaptığımız yatırımların aynısı Balkanlar’ a da yapabilmenin gayreti içerisinde olmalıyız. Bu konuda Yunanistan’ın durumu göz önüne alındığında ses çıkarabileceği düşünülemez ama kriz eşiğinde olan Yunanistan’a da zeytin dalı uzatılacaktır. Burada belki de en önemli faktör Türkiye’de yeni yeni oluşan Anadolu insanın gezi merakı diyebiliriz. Yunanistan kıyılarına yönelik oluşturulacak turlar ve kapsamlı bir proje ile Yunanistan Türkiye’den gelecek turistlerle belli mevsimlerde rahatlayabilir. Buna Türkiye üzerinden gelebilecek İslam ülkelerindeki turistleri de katarsak sayı sürekli artış sağlayacaktır. Ama kesinlikle Balkanlar üzerindeki yatırımlarımız hızlanmalı, yardımlarımız artmalı ve sürekli diyalog içerisinde olmalıyız.

Enerji hatlarının batıya taşınması konusunda ise yine elimiz Yunanistan’ın yaşadığı bu kriz ile güçlenmiştir. Geçişlerden kendisine ayrılacak belli bir ücrete hayır diyebilecek durumda olamayan Yunanistan çok fazla zorluk çıkarmayacaktır. Böylelikle Türkiye’nin oluşturmaya çalıştığı büyük puzzle‘daki Balkanlar’ın şekli de belirlenmeye başlamış olacaktır. Büyük Türkiye hedefleri doğrultusunda Balkanlar’ın olmadığı bir proje düşünülemez ve sınırların kalktığı bir dünyada globalliğin gereği olarak kendi yakın ilişkilerimizin olduğu ülkeler ile ilişkilerimizi yeniden güçlendirerek coğrafyamızda hakim pozisyonumuz ve bundan sonra yaşanacak süreçlerdeki müdahil durumumuz da bir o kadar güçlenecektir.

Ege Denizi’ndeki irili ufaklı 2000 civarında ki adanın durumu ise tam bir muamma olacaktır. Acı bir hatıra olarak aklımızdan bir türlü çıkamayan bu adalar yakın tarihte yeniden Türkiye’nin siyasetinde yerini alacaktır. Çünkü Yunanistan’ın bu krizi atlatması sadece özelleştirmeler ile ya da dışarıdan borçlanma ile mümkün olamayacaktır. Borçların tahsili için adaların satışı ya da borç alınan ülkelere ipoteği söz konusu olduğunda Türkiye’yi Ege Denizi’nde bir hayli sorun bekliyor olacaktır. Elbette ki ülkemiz de Ege’deki adalar konusunda bir an önce strateji geliştirmeli, Ege Denizi’ndeki turizm, dolaşım ve de olası petrol-doğalgaz çıkarılmasında elini güçlendirecek hamleler atmalıdır.

Dünyada atlatılamamış kriz yoktur, iyi ya da kötü bir şekilde atlatılmıştır. Burada önemli olan kriz sonrası ortaya çıkacak olan yeni dengeler ve güneş doğduğunda kimin erken kalkıp yola koyulduğudur.

İbrahim İBİCEK

Çukurova Makine Mühendisliği Öğrencisi

Kaynakça

Davutoğlu Ahmet, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslar arası Konumu , Küre Yayınları, İstanbul ,2001

http://www.tobb.org.tr

http://www.mfa.gov.tr

http://www.nbg.gr/

http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-5660/nbg-ahtapot-gibi.html

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/06/09/arinc-yunanistani-satin-almaya-basladik

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-ile-yunanistan-arasindaki-ticari-ve-ekonomik-iliskiler.tr.mfa

http://www.dunyahaber.com/ekonomi/turkiye-yunanistan-arasinda-turizm-isbirligi.htm

http://turkiyeyolu.com/haberler/25-manset-haber/583-yunanistanin-umudu-istanbul-

http://www.grtrnews.com/tr/publish/cat_index_21.s.html

 

 

 

 

 

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Bu sözleri söylemişti Mustafa Kemal Atatürk. Bu sözlerle aslında 1920’li yıllardan itibaren devletin kuruluş yıllarında ve temellerinde hedefin de altını çizmişti.

Tarih 2023, Ekim 20. Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı CNN International’da cumhuriyetin 100.yılında ekonomik istikrarı ve başarıları, ekonomik geçmişi anlatırken altyazılar da bir o kadar dikkat çekmişti.

-IMF Başkanı Ahmet Yılmaz Libya’nın ekonomik kalkınma programını başarıyla yürüttüğünü söyledi.

-Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Şeref  Topçuoğlu Türkiye şirketlerinin Çin’deki Pazar payının %8’e çıkmasının, Türkiye-Çin hattındaki her metrekareyi hareketlendirdiğini söyledi.

-Kuruluşunun 100.yıl hazırlıklarını yapan Türkiye hükümetinin 500 milyar $ olan ihracat hedefi şimdiden yakalandı.

-İstanbul’da yılın ilk 6 ayında ki turist sayısının 20 milyon olduğu açıklandı.

Bunları hayal olarak görebilirsiniz gayette normaldir, 1994 yılında İstanbul’un bir gün çılgın projelere ev sahipliği yapacağını ya da o tarihlerde kanal İstanbul’u duyduğumuzda hadi canım diyebileceğimize şaşırmamamız lazım. Çünkü inanacaklarımız hayallerimizin ötesine geçerse saçma olarak gelir.

Fatih Sultan Mehmet ‘in  ‘’ bizim yaptıklarımıza onların hayalleri bile yetişemez’’ sözü gayet manidardır. İstanbul’un fethi ve fethinde gösterilen üstün başarı sözün boş olmadığının da bir göstergesidir. Tarihimizi de incelediğimiz zaman bu üstün başarıları Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın uçlarına kadar görmemiz mümkündür. Mete Han ile Asya Hun Devleti, Attila ile Avrupa Hun Devleti, Göktürkler, Selçuklu Devletleri ve Osmanlı Devleti hedefleri doğrultusunda var olmuştur ve varlığını sürdürmüştür. Devletlerimiz için yaşam felsefesi aynı zamanda vizyon meselesi olurken bir anlık dahi olsa tavizin ya da vazgeçişin getirdiği yıkıntıları Osmanlı’da en acı şekilde görmek mümkündür.

Elbette ki devletin kuruluşu ve temellerindeki harç önemlidir. Osmanlı Devleti kuruluşunda çok sıkıntılar çekmiştir. Osman Gazi’nin ve de Orhan Gazi’nin yaptıkları ve Şeyh Edabali’nin devlet ile alakalı kuruluş ve yaşam felsefesi Osmanlı’nın geleceğini inşa etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti savaş döneminde küllerinden doğarak kurulmuştur. Yaşananlar ve çekilen acılar bellidir. Vizyon ve hedefler doğrultusunda zamanın da gerektirdiği şartlar ile temelde değişiklik yapılmadan en güncel değişiklikler devletin tüm mekanizmalarında zaruretle yapılmalıdır. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hazırlayan unsurlardan belki de en önemlisi değişen dünya şartlarına entegre olamamaktı.

2023 yılında yüzüncü yıl hedefleri yaptığımız şu günlerde atacağımız adımları da ince eleyip sık düşünerek atmamız lazım. Ekonomik, askeri, siyasi ve de teknolojik hedeflerimizi belirlerken bulunduğumuz bölgenin hata kabul etmediğini, iç ve dış meselelerimizdeki sorunları aynı anda çözmeye çalışan ve emin adımlarla ilerleyen ülkemizin sadece 2023 hedefleri için değil aynı zamanda Amerika, Rusya ve Çin gibi önde giden ülkeler ile yarışta geri kalmaması için var gücü ile çalışması deyim yerindeyse koşması gerekmektedir.

Yıllarca dış meselelerine kendi içerisindeki sıkıntılar ve komşu ülkeler ile olan problemlerinden dolayı uzak kalan Türkiye, bir zamanlar mirasçısı Osmanlı Devleti sınırları içerisinde olan ülkelerin meselelerine dahi yabancı ülkeler tarafından müdahil alınmamıştır. Öyle ki gün gelmiş kendi içerisindeki problemlerin çözümünde dahi sınıfta kalmıştır.

Peki 2023’e giderken ne yapacağız, vizyonumuz ne olacak, hedeflerimiz ne olacak ve planlarımız hayata nasıl geçecek?

Öncelikli olarak yeni dünyaya artık eski ve dayatmacı bir anayasa ile devam edilemez. Özellikle de halka temsil hakkı vermeyen, halkın yanında olmayan , kesin hükümler içermek yerine yoruma açık ve çağın gerisinde kalmış sürekli ortamı geren ve gidişatı kilitleyen bir anayasa 2023 vizyonu içerisindeki en büyük engeldir. Yapılacak olan anayasa yeni dünya sistemine entegre olacak şekilde halkın tüm kesimlerini kucaklayan ve halkın yanında olan devletin istikbalini ve güvenliğini kesin hükümler ile garanti altına alarak akıllarda şüphe uyandırmayacak şekilde tasarlanmalıdır. Temsil hakkının belli bir odak tarafından alınıp halka iade edilmesi Büyük Türkiye’nin önünü açacağı gibi bu temsile aracılık yapan kişiler yahut gruplar da tarihe geçecektir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana şartlar sebebi ile Osmanlı sınırlarından çekilen devlet aynı zamanda bu bölgelere yönelik politika bile geliştirmemiştir. Savaştan yeni çıkılmış olması ve İngiltere ile Fransa’nın tepkisini çekmemek adına Türkiye tamamen kendi sınırları içerisinde kalmış ve devletin yeniden dizaynı üzerine çalışmıştır. Yurtta sulh dünyada sulh sözü ile de Türkiye’nin savaş istemediği tüm dünyaya gösterilmiştir. Yeni kurulan devletin yavaş yavaş sistemi oturtması ile bölge ülkerel arasında paktlar kurulmuş ve ilişkiler yeniden geliştirilmeye başlanmıştır. Ne yazık ki Atatürk’ün vefatından sonra dış politika büyük adımlar atılmamış maalesef önüne fırsatlar gelmesine rağmen Türkiye bu durumu değerlendirememiştir. İkinci dünya savaşında sonra 12 adalar ve Rodos’un durumu Almanya tarafından dönemin Türk hükümetine teklif edilmiş fakat maalesef ki bu teklif ile ilgilenilmemiştir. Bugün 12 adalar yüzünde Türkiye’nin Ege denizinde yaşadığı sıkıntılar ortadadır ve bu maalesef ki bu vahim hata sadece vizyoner olmamak ile de açıklanamaz. Tamamen dış politika konusunda satranç oynamak yerine geleceğine zar sallayan bir ülke olmak bu zamana kadar Türkiye’nin sürekli masa başında kaybetmesine sebep olmuştur.

Devletlerin en az 50 yıllık , tarihe damga vurmuş büyük milleti olan büyük devletlerin ise en az 100 yıllık gelecek planları olmalıdır. Altı yaşındaki bir çocuğu düşünün ve daha okul hayatına yeni adım atıyor. Ailesinin planları çocuğunun üniversiteyi kazanmasıdır ve bunun için daha önünde 12 senelik bir kulvar vardır. Elbette ki daha sonrasında her ailede olduğu gibi çocuklarını evlendirip torun sahibi olma hevesi ağır basar. Bu çocuk akil çağa gelipte gelecek planları kurmaya başladığında ise ömrünü dizayn eder. Düşünün ki daha 6 yaşındaki bir çocuk bile üniversite hesapları yaparken en azından 12 yılını hesaplarken geçmiş hükümetler devletin kurtuluş reçetesini 5 yıllık kalkınma planlarına bağlamış ve bu süreyi de sadece tartışmak ile geçirmiştir.Bir insan bile hayatında plan yaparken en az 10 yıla değecek adımlar atarken maalesef ki bizim hükümetlerimiz 5 yılda kalmıştır.Bu nedenle de hep kısır döngüler yaşanmış darbeler olmuş ardından develüasyonlar ve dış politika da inanılmaz hatalar.

Türkiye’nin belki de en bariz 3 hatası asla görülememiştir. Bunlardan ilki ilkokul çağlarından itibaren dayatılan satrançta piyon olmayın vezir olun kral olun laflarıydı. Tartışma programları dahi bunlar üzerinde gider birileri vezir olmaktan kral olmaktan bahsederken başkaları ise Türkiye’nin bölgede vezir yada kral olamayacağını piyonluktan ileri gidemeyeceğini at yada belki kale olabileceğini söyleyip dururlardı. Kral yahut asker ne fark eder , her ikisi de piyon değil midir? Ben ise bunlara kızar ve güler geçerdim. Ülkeme asla piyonluğu layık görmez, biz satranç tahtasını dizen oyun kuran , oyunu oynayan ülke olmalıyız derdim.

Diğer hatalardan birisi ise Türkiye’nin Asya ve Afrika arasında köprü görevi görmesi söylemidir ki kızdığım nokta da yine bu söylem ile gurur duyulmasıdır. Köprü demek sadace transit geçiş olmak demektir ve bunu asla kabul edemeyiz. Türkiye, Asya-Avrupa-Afrika arasındaki merkez ülkesidir ve Balkanların, Kafkasların, Körfezin en yetkin sözcüsü olmalıdır, bu potansiyel değerlendirilmelidir.

Hataların üçüncüsü ve en dramatiği ise her sene geleneksel olan ve aslında bize yapılmış olan sözde bir Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı konusundaki kıvranışlarımızdır. Büyük felaket ya da büyük trajedi olarak bizzat ABD başkanları tarafından izah edilen ve son anda senatodan geçmesine engel olunan bu kanun üzerinde ne yazık ki bu köklü tarihe sahip ülkemiz yıllarca ‘’soykırım denilmedi, trajedi büyük felaket olarak atlatıldı’’ gibi sözler ile dış politikada zafer kazanılmış edası oluşturup sevinç gösterilerinde bulundu. Ne yazık ki ‘’siz bu sözleri nasıl sarfedersiniz’’ denilip keskin bir tavır takınılmadı ve karşı harekatlar hep cılız kaldı.

Aslında sorunların hepsinde de sınırlara hapsedilmişlik yatıyordu. Misak-ı Milli sınırları için hep yumuşak karnımız deriz ve bu sınırların savunulmasına yönelik konuşur politika geliştiririz. Ufkumuz sadece bu sınırlara kadardı ve sınırın ötesini hiç düşünmedik. Çünkü bizi bu sınırlara hapsedip öyle bir korkuttular ki biz de kandık ötesine geçmeye cesaret edemedik ya da ne zaman başımızı kaldırsak bir şekilde sırtımızdan hançerlendik ya da ayağımız kaydı düştük. Bunun en acı örneği Bosna’dır. O kıyımda müdahale edemediğimiz gibi tüm dünyanın ikiyüzlülüğü önünde de şahit olduk seyirci kaldık. Savaş açmaya kalkışsak denizleri nasıl geçeceğiz ya da jetlerimizi göndersek o zaman ki sınırlara hapsedilmişlik ile savaş uçaklarımızı Bosna’ya kadar gider havada 2-3 dakika kalır sonra da yakıtı bitince patır patır düşerdi. İşte vizyoner olamamak ya da büyük devlet olamamak. Amerika bugün dünyanın tek süper gücüdür çünkü 24 saat içerisinde dünyanın her yerine askeri operasyon düzenleyebilecek sisteme sahip ve ekonomisi ile de bunu yönlendirebilecek konumu var.

Vizyoner olmak demek kağıt üzerinde dünyanın bir numarası olmak demek değildir. Yavaş fakat emin adımlarla hedefe doğru ilerlemektir. Ekonomik anlamda tam bağımsız olarak, gereken Ar-Ge yatırımlarına yapıp teşvikleri artırarak içerde tüm sorunları aşıp dışarıda da saygınlığımız ile anılarak ve kendi askeri sanayimizi kurarak milli yazılımlar geliştirerek, sanat-spor ve kültürel branşlarda gerekli yatırımları yapıp engelleri kaldırıp insanlarımızın önünü açarak ve asla pes etmeden yılmadan çalışarak vizyon kazanabiliriz.

Amerika’yı incelediğimizden büyük ekonomik güç, en büyük askeri güç ama şu da unutulmamalıdır ki olimpiyatlarda en fazla madalyaya sahip ülkedir  ve de en kaliteli üniversitelere sahiptir, özgürlükler ülkesidir ve sıfırdan gelerek ülkenin en zengini ya da en yetkili ismi olabileceğiniz en fazla turist çeken ve tüm firmalar için ilgi çeken ve pazar payında adeta savaş verilen hakim ülkedir. Amerika’nın ardından Çin’in gelmesini de bu özellikler ile mukayese edersek anlamlaşdırabiliriz.

Beş yıllık kalkınma planlarından yüzüncü yıl hedefine doğru giderken en çok ihtiyacımız olan şeyin diyalog ve hoşgörü olduğunu unutmadan yolda devam etmeliyiz.2023’e gelirken bu hedeflerden sonra tek gaye artık ülkeyi her anlamda dünyanın bir numarası yapmak ve de tüm dünyaya huzuru inşa etmek üzerine olacaktır , çünkü bu tarih sahnesinde kurulan tüm devletler için kuruluş felsefedir ve aradan sıyrılarak bayrağı taşımanın  var olma, mücadelesinin en yegane şartıdır.

Bu ülke hedeflerine emin adımlarla giderken yıllarca çiğnenen bu yüce milletin vicdanı bu uğurda canı cananı düşünmeden yola çıkan hizmet neferlerine meşale gibi yanacak yol gösterecek, gerektiğinde set olacak koruyacak , gece karanlıklarında kan emicilere yıldırım gibi düşecek geceyi gündüz edecek, aydınlatacak ama nefere karşı etrafında kalkan olan bu halk  asilere set çekip asla geçiş vermeyecektir.

Teknoloji ve Girişimcilik Zirvesi sonrasında capcanlı bir proje ile karşınızdayız. İşte detaylar;

Döneme damga vuracak bir etkinlik daha;

Yönetim ve Kariyer Zirvesi

Çukurova Üniversitesi’nde tüm öğrencilere ve Adana geneline hitap edecek bu zirvede amaç öncelikle öğrencilerle işverenleri aynı ortamda buluşturabilmektir.

Türkiye’nin en önde gelen firmaları, kurumları ve kişileri ile yönetim, kariyer, yöneticilik, iş dünyası, strateji, piyasa analizi, pazarlama, e-ticaret gibi konuların tartışılacağı bu zirvede ;

Konular genel olarak;

Başarılı Yönetici Nasıl Olunur ve Temel Özellikleri Nelerdir,
İş Dünyasında Yükselen Değerler: İtibar Yönetimi ,Güven ve Sorumluluk,
Yeni Çağın Yönetici Modeli-İş Zekası ,
Bilgi Yönetimi ve Teknoloji,
Rekabet Ortamında İnovasyon ve Yenilikçilik,
İşveren olmak için nerden başlamak gerekir,
İş dünyasının zorlukları ve kolaylıkları,
Kariyer nasıl yapılır,
Dünya ve Türkiye gündeminde pazarlama ve ticaret sektörlerindeki gelecek planları,
Ekonomik dengeler ve yeni dünya modeli,
Geleceğin Yönetim Anlayışı ve Vizyonu

gibi başlıklar altında Yönetim otoriteleri ve İş Dünyası’nın önemli isimleri ile bilgi ve deneyim alışverişinde bulunmak, yönetim ve yöneticilikle ilgili son gelişmeleri ve yenilikleri öğrenmek yönetimle ilgili bilgi, beceri ve bakış açılarını geliştirmek, kendi yöneticilik tarzlarını sorgulamak ve gerekli yenilikleri yapmak, verimli tartışmalar yapabilmek, bireysel ve kurumsal ilişkiler geliştirme fırsatı yakalamak ve en önemlisi de kampüste ders dışında kendilerini geliştirmelerini sağlayacak ortamı sağlamak bu zirvenin en önemli detaylarıdır.

Katılımcı Firmalar;

THY, AGİD, Bilge Adam, Tavaş Şirketler Grubu, Deulcom, Yenibiris.com, IBM, Mir Holding , Bosch& Siemens

Oturum Bilgileri;

7 Mart Pazartesi

Açılış Konuşmaları 11:00-11:15

1.Oturum 11:15-12:30 Sosyal Girişimcilik
Ortadoğu Girişimcilik Enstitüsü Kurucusu & Deulcom Yk Başkanı Baybars Altuntaş

2.Oturum 13:00-14:30 İş Hayatında İnovasyon ve Argenin Önemi
Mir Holding Yk Başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları

3.Oturum 14:45-15:45 Başarılı Yönetici Nasıl Olunur?
AGİD ve Süvari Giyim Yk Başkanı Ahmet Coşkun

4.Oturum 16:00-17:00 Kurumsal Firmalar Kimi İşe Alır?
Bosch & Siemens İş ve İk Danışmanı Deniz Çakırgil

5.Oturum 17:15-18:15 Sosyal Medyada Kariyer
Bilge Adam İk Danışmanı Erdinç Kapucu

8 Mart Salı

1.Oturum 11:15-12:30 Ekonomik Dengeler ve Yeni Dünya Düzeni
Tavaş Şirketler Grubu Yk Başkanı Mehmet Erel

2.Oturum 13:00-14:00 Yönetimde Etkin İletişim Metodları
İzgören-Akın & Özgün Kariyer Kişisel Gelişim Eğitmeni Bülent Yerlikaya

3.Oturum 14:15-15:15 Bilişim Sektöründe Kariyer & Gelecek Teknoloji
IBM Türkiye Üniversite İlişkileri Sorumlusu Engin Turpçular

4.Oturum 15:30-16:30 İş Ararken Fark Yarat& Kariyer Sitelerinde 1 Adım Önde Başla
Yenibiris.com İş ve İK Danışmanı Murat Babadalı

**Etkinliğe katılım ücretsizdir ve 6 oturuma katılan arkadaşlara eğitimi tamamladıklarına dair sertifika verilecektir ve sertifikalar etkinlik sonu yani Salı günü tüm katılımcılara teslim edilecektir.Sürpriz hediyelerde sizi bekliyor.( Daha önce yaptığımız etkinliklerden birisinde 1 kişiye netbook 5 kişiye de milli takım forması hediye etmiştik.)

** Ayrıca yenibiris.com ve Bilge Adam tarafından yapılacak sunumlara katılan arkadaşlara ayrıca katılım sertifikaları verilecektir.

**Bosch&Siemens firması ilk gün katılım gösteren tüm öğrenciler arasında seçeceği 20 kişilik öğrenci grubunu iş ve staj programına dahil edecek ve özel eğitim verecektir.

**THY Ana sponsorumuz olarak katılım gösterecektir ve sertifika almaya hak kazanan arkadaşlar arasında Salı günü 3. oturum sonunda çekiliş yapacak ve 1 arkadaşa Amerika bileti hediye edecektir.

Sizleri de ilkini yapacağımız Yönetim ve Kariyer Zirvesi’nde aramızda görmek ve destekçimiz olarak yanımızda yer almanızı isteriz.

Tarih : 7-8 Mart 2011
Saatler : 11.00-18.00
Yer : Çukurova Üniversitesi Mithat Özsan Amfisi, Adana

Online Kayıtlarımız Başlamıştır..!
Sizde hemen aşağıdak linki tıklayıp formu doldurduktan sonra oturumlarda hızlıca yerinizi alabilirsiniz..
http://goo.gl/OLpnp

Günışığı Gazetesi  2010 Şubat 2.Hafta

Sabah Gazetesi     2010 Şubat 26

ENERJİ SANTRANCI VE TÜRKİYE  (1)

Son zamanlarda enerji konusu gündemimizi bayağı meşgul ediyordu.Bu aralar iç siyasetteki güncel meseleler her ne kadar bu konuyu unuttursa da dış siyasette izlenen politikalarda da enerji  alanına yönelik hamleleri görmemek içten bile değil.Peki ne oldu da bir anda Türkiye bu kadar önemli bir konuma geldi?

Aslında dünyada dengeler değişiyor ve Türkiye ise bu dengelerin tam ortasında.Türkiye’nin yaptığı ise bölgede kalbe giden damarın son durağı olması.Kafkaslar ,Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası hepsi ile Türkiye’nin doğrudan ya da dolaylı teması var.Stratejik ilişkilerden tutun da Türkiye’nin coğrafik konumuna, yüz ölçümüne ya da tarihi bağlarından kültürel mirasında kadar dünyada bu bölge de iş yapmak isteyen herkesin uğrak noktası , yanında olması gereken müttefiği.O zaman soru şu enerji faktörü bunların neresinde?

Rusya’nın Ukrayna ile başlayan problemleri, ABD’nin   enerjide Rusya tekelini kırma isteği, Avrupa ülkelerinin her kış doğalgazda sorun yaşaması ve Ortadoğu’nun her geçen gün önem kazanması  dünyanın ilgisini bu bölgeye çekmeye başladı ve batı ile doğunun arasında köprü olan Türkiye’ye. Türkiye  enerji politikaları üzerinde her zaman önemliydi ama bu sefer Türkiye oyunda ve kendi senaryosunu yazıyor.Türkiye’nin enerji koridoru olacağı fikri hayalden ibaret değil ama gerçekleştirilmesi çok zor  bir projedir.Düşününsene AB ülkelerine giden enerji Türkiye’den geçecek ve Ukrayna by-pass edilecek.Ortadoğu daki petrol ve doğalgaz Ceyhan’a akacak  Rusya’nın pazar alanı ve karı azalacak.Ceyhan dünyanın enerji borsası olacak ve enerji üzerinden TL değer kazanacak.Kısa geçmişimize baktığımızda darbe girişimleri, kaos planları,terör sorunları,geçim sıkıntısı, kargaşa ortamlarını hatırladığımızda bunlara olacak gözüyle bakmak ya da dilemek hayalcilik olarak geliyor.Türkiye tüm gücünü iç siyasette harcayarak yıllardır önüne gelen fırsatları tepti hatta kafasını kaldırıp da bırakın dünyayı  bölgesindeki gelişmeleri bile algılayamadı.Şimdi ise bunlara inanmak gerçekten de çok zor ama Türkiye kabuk değiştiriyor eskisi gibi değil artık komşuları ile sıfır siyaset güden , savaş noktasına geldiği ülkeler ile şimdi vizesini kaldıran, barış görüşmelerini yürüten, dünyanın en büyük ekonomileri arasına giren, dış siyasette itibar kazanan ve İslam dünyasında her geçen gün yükselen bir çizgiye sahip.

Türkiye atılım yapıyor ama enerji konusunda ne durumda;

Enerji kaynaklarımızın kapasitesi ve yeterliliği konusu en çok bilgi kirliliğinin yaşandığı alandır. Dünyanın en fazla petrolü doğalgazı bizdedir ama hep  dışarıdan ithal ederiz ya da yer altı zenginliklerimiz trilyon dolarlar civarındadır ama  borcumuz neredeyse yarım trilyon dolar civarındadır.Bu gibi kulaktan dolma bilgiler ya da forum sitelerinde abartılı yazılar ile hepimiz karşılaşmışızdır. Alternatif enerjide ise abarttılar çığır açmış halkımız doğruyu göremez olmuş, kime inanacağını şaşırmıştır.

Doğal gaz konusundan başlayacak olursak ülkemiz de doğal gaz üretimi ve rezervi çok azdır. Tamamına yakını Rusya ve İran’dan ithal edilmektedir. Aylık ortalama doğalgaz ithalatımız 600 milyon$  civarıdır. Bunun %40 civarı sanayi ve konut için, %60 civarı da elektrik elde edilmesi için doğalgaz santrallerinde kullanılmaktadır. Elektrik üretiminde doğalgazın payı %50’ nin üzerindedir.

Bu kaynak ne kadar güvenilir sorusunun cevabı ise yetkilileri daima korkutur. 1994-2000 yılları arasında yapılan bu yanlış tercih dış ticaret açığımızın üzerinde de ciddi baskı oluşturmaktadır. Zaten AB içinde bu “yüzde” ile maalesef ilk sırayı almamızda doğaldır. Diğer devletler; bu seçimi doğalgaz yerine genelde nükleer enerji  ile değerlendirmişlerdir. Çünkü Nükleer Enerji; kullanan ülke için ulusal bir enerji olması da ayrı bir cazibe konusudur.

Nükleer Enerji konusu ise çok çetrefilli bir konu olmakla birlikte yıllardır halkın kafasının sürekli karıştırıldığı, en fazla bilgi kirliliği yaratılan enerji dalıdır. 1963 yılında Pakistan’a yapılan nükleer santral ile nükleer lobi tarafından uygulanan “örtülü ambargo” sayesinde Türkiye dahil hiç bir İslam ve Türkî devlete bu teknoloji verilmemiştir. Bu nedenlerden dolayı dünyada mevcut 442 nükleer santralin sadece bir  tanesi İslam ülkesindedir. İran’ın Rusya ile anlaşarak devam ettirdiği nükleer santral inşaatı esnasında Batı, İran ile giriştiği Nükleer kavgayı, Rusya ve arka planda doğuda Çin’in desteği ile  kaybetmiştir. Şubat 2006 ayında Jack Strow’un açıklaması ile Batı nükleer santral konusunda geri adım attığını kabul etmiş, ancak “Zenginleştirme Tesisi” yapımına ambargonun devam edeceğini TV’lerde açıkça beyan etmiştir. Ayrıca  enerji devi olan Rusya’nın neden nükleer santral yatırımını arttırdığını anlamak kolaylaşacaktır. 100 milyon dolar yakıt ile 1.000MW gücünde bir nükleer santral 3 yıl durmadan enerji üretir ve yıllık 33 milyon dolar yakıt harcarsa ve çevreye en duyarlı enerji olursa  sadece Rusya ‘yı değil Fransa’nın neden  elektrik ihtiyacının %80’ni  nükleer enerjiden ürettiğini anlamak böylece kolaylaşır. En ucuz elektriği de halkına bu sayede kullandırır!

Bir de  nükleer santral yapımında ve kullanımı esnasında yakıt çubukları meselesi vardır. Nükleer santralden çıkan kullanılmış çubuklar içinde Plütonyum birikmektedir ve oranı %0.6 civarındadır. “Ayrıştırma” tesislerinde ayrım yapıldığında büyük oranda atık çıkar ve atom bombası yapacak miktarda da Plütonyumu elde edersiniz. İşte kavga buradadır. Atom bombasına giden ikinci yol olan bu metod ile birinci yol olan “Zenginleştirme tesisi” hakkındaki İran kavgası meselesinin altında bu yatar. Ülkemizde oluşturulan nükleer enerji karşıtlığının temellerinde de bu faktör vardır. Nükleer güce sahip ülkeler Türkiye’nin elinin güçlenmesini istemeyeceği için psikolojik  harekatı çok iyi yürütür ve çeşitli kampanyalara başvurur. Ülkemizde bir türlü yapılamayan nükleer santral ihalesinin nedeni de budur.Türkiye’yi enerji kıskacına alarak zayıf bırakmak,pastadan aslan payını alabilmek ve enerji koridorunda söz sahibi olmak.

Yazı dizinin devamı bir sonraki haftaya…


Twitter

Popüler Yazılar & Sayfalar

Ocak 2020
P S Ç P C C P
« Ara    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031